Dar'ul Karar Cennetül Firdevs
  • Anasayfa
  • /
  • Dar'ul Karar Cennetül Firdevs

KİTAP ADI:

DAR’UL KARAR CENNET’ÜL FİRDEVS

YAZAN: Üstad-ı azam hallü müşkilat Seyyit Hikmet Tuzkaya

 

MUKADDİME

Eşref-i mahlukat ve zübde- i âlem ünvanına layık bir fıtratta ve kabiliyette yaratılan insanın bu kısa ve gelip geçici dünya hayatından sonra bâki ve ebedi bir hayata namzed olduğunun en büyük kanıtı, yine kendi fıtratında dercedilmiş olan ebedi yaşam arzusu ve emelidir. İnsanın taşıdığı duyguları ve sahip olduğu latifeleri, bu fani dünyanın zevale mahkum lezzetleri doyuramıyor. Demek bu duyguların tatmin olacağı bu latifelerin doyacağı bir diyar-ı baki vardır. Bu dünyada insana tattırılan nimetler sadece birer numunedir. Onların asılları ve hakikatleri ise hiç şüphesiz ahiret aleminde cennet hayatı dediğimiz o ulvi hayatta görülecektir. Bu dünyada tattığımız nimetlerin ve zevk ettiğimiz lezzetlerin asılları oradadır. Onun içindir ki, cennet her çeşit manevi lezzetlerin vesilesi olduğu gibi maddi lezzetlerin de tatmin yeridir. Kur’an’ı Kerim bunun müjdesini bize şöyle vermektedir: “İman edenleri ve güzel amellerde bulunanları müjdele ki; altlarından ırmaklar akan cennetler onlarındır. O Cennetlerden rızık olarak bir meyve yedikleri zaman, “Bu daha önceden yediğimiz bir meyvedir.” derler. Rızıkları dünyadakine benzer surette kendilerine verilir. Orada onlar için tertemiz eşler vardır. Ve onlar da orada ebedi kalacaklardır.” 1

Cenab-ı Hakkın mü’min kullarına bir lütuf ve ihsan olarak vaad ettiği cennet hayatının mahiyeti konusunda bilgimiz ve malumatımız oldukça sınırlıdır. Bu gayb aleminin penceresinden birtakım görüntüleri bizlere açan Kitap ve Sünnettir. Cennetin mahiyetinden ziyade onun vasıfları hakkında; içerdiği göz alıcı nimetler, gözleri kamaştıran olağanüstü manzaralar konusunda bizi bilgilendiren 2 temel kaynak hiç şüphesiz Kur’an ve Peygamber Efendimizin hadisleridir. Kur’an’ın ayetleri ve Peygamber Efendimizin hadisleri bize cennetin, insanın bütün arzularını cevaplayacak nimetleri içeren bir ulvi hayat safhası olduğunu müjdelemektedir. Manevi bütün lezzetleri içerdiği gibi, maddi ve cismani lezzetlere de cevap verir nitelikte bir hayatı vaat etmektedir. Bu nurani geniş ve ebedi hayatın mekânı olan Cennetin, tamamen Cenab-ı Hakk’ın bir fazlu keremi, lütuf ve ihsanı olduğunda şüphe yoktur. Çünkü bu kadar ulvi ve yüksek bir hayat nimeti biz aciz kulların amellerinin karşılığı olamaz. Dış görünüşü itibariyle işlenen hayırlı amellerin bir karşılığı ve mükafatı gibi görünse de hakikate tamamen ikram-ı ilahidir. Bu kısa ve fani hayattan sonra böyle ebedi bir saadete ve mutluluğa erişerek, babamız Âdem Aleyhisselam’ın vatan-ı aslisine yeniden kavuşmak doğrusu insanı heyecanlandırıyor. Çünkü yaşadığımız bu kısa ve fani hayattan sonra ebedi ve mutlu bir hayata intikal etmenin, bir an önce oraya kavuşmanın heyecanı insanı sarmışken, kendini muhasebeye çekmenin ihtiyacını da derinden derine hissetmemek mümkün değildir. Evet Kur’an'ın ifadesiyle, “Bu dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir. Asıl gerçek hayata mazhar olan ise ahret hayatıdır.” 2

 

İşte elinizdeki bu kitap, cennet hayatının safhalarını Kur'an ayetleri ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisleri ışığında gözler önüne sererken, bu ulvi hayata erişebilmenin nefs muhasebesini ve alemlerin rabbı olan Allah’a karşı kulluğumuzu idrak etmemizi de bizlere hatırlatmaktadır. Bu mütevazı çalışmanın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insanın kalbinin idrak etmediği bu ilahi ve rahmani ziyafetgâha lâyık olabilmek için ölüm gelmeden önce nefsimizi muhasebe etmeye vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederiz.

 

  1. Bakara Suresi: 25
  2. Ankebut Suresi:64