Kemal-ı Hakk Teâla hazretleri buyuruyor. Mealen;
Eğer biz, bu Kur'an'ı bir dağın üzerine indirseydik, muhakkak o dağı, Allah korkusundan baş eğmiş, parçalanmış görürdün. Bu temsiller yok mu, işte biz onları insanlar için yapıyoruz; olur ki düşünürler. Haşr Suresi 21. Ayet-i Celile
Kıyamete kadar sürecek dünya hayatını da tanzim eden Kur'an-ı Azimüşşan muhteva itibarıyla üç cüz'dür. Bunlar; ibadat, muamelat, ukubat. Okuyanların ve dinleyenlerin kendisine hayran olunan emir ve yasaklarıyla amel edenlerin meftun olduğu Kur'an-ı Kerim şayet dağlara indirilmiş olsaydı dağlar ilahi hitaba muhatap olacağından Cenab-ı Hakka boyun eğecek olmaları her emrin canımıza minnet tehirsiz ve tereddütsüz sana teslimiz manasına gelecek halleridir. İlahi korku ile parça parça olacakları ise Cenab-ı Hakkın emir ve yasaklarıyla mükellef olmaları ve Cennete veya Cehenneme girmeleri durumları vaki olacağından alemlerin Rabbi'nin Cemalini cennette görememenin ve ebedi azaba girebilecek olmanın kendilerinde takat getiremeyecek bir hal oluşturması ve canlarını Allah yolunda vermelerine işaret ihtiva etmektedir. Ayeti kerimede dağların insanların düşünmesi için misal verilmesi büyük bir merhamet ve lütuf tur. Zira bu misali akıl baliğ olmayan çocuklar bile anlayabilmektedir. Dağları taş yığını olarak gören insan pek bedbahttır ki oysa ki dağlar nice mahluka rızık ve barınak bulma imkanı sağlarlar ve nice velilere peygamberlere ve peygamber Efendimize uzlet ile Cenab-ı Hakka taat ve tefekkürde bulunmaları için de bir nevi dergah olmuşlardır. İnsan ne boyca dağları geçebilir ne de cüssce dağlara erişebilir. Dağlar insanın her türlü menfaatlendiği yeryüzünün dengesini ve şirazesini tutan direklerdir.
Kardeşleri tarafından Yusuf (AS) zulme uğratılıp kuyuya atıldığında babalarına bu hususta yalan söylemeleri üzerine peygamberlerden olan babası Yakup (AS) bütün yırtıcı hayvanları ve haşeratı huzurunda toplar. Ve onlara benim Yusuf'uma ne yaptınız diye sorar. O mahlûkatın hepsi birden ey Yakup eğer biz senin Yusuf'una bir zarar vermiş isek Cenab-ı Hakk bizi son peygamber Muhammed (AS)'ın 19. Batın ümmeti gibi yapsın diye cevap vermişlerdir. Ulema yaptığı tahkik ve tetkik neticesinde bahse konu 19. Batın olan neslin yaşadığımız bu dönemdeki nesil olduğunu belirlemişlerdir. Evvelki ümmetlerin toplu helaklarına birçok günahlara düçar olmaları sebepler arasında bulunsa da başlıca büyük günahlardan dolayı azabı ilahiyeye uğramışlardır. Söz konusu evvelki ümmetlerin toplu olarak helaklarına yol açan büyük günahların azgınlık ve taşkınlıkların hepsi günümüzde alenen işlenmektedir. Elbette Cenab-ı Hakkın mühleti evvelkilere olduğu gibi şimdikiler için de bitecektir. İnsanlık tarihinin en azılı denilebilecek sıfatlara ve fiillere haiz olanların belki de en acıklı baş edilemez musibet ve afatlara karşı karşıya kalacakları kaçınılmaz bir vaka olarak ortaya çıkmaktadır. Böylesi musibet ve afatlara kendi kendilerini düşürenlerin bu tür belki de Nuh tufanı gibi dünyayı kuşatan musibet ve afatlardan daha büyüğünün meydana geleceği kaçınılmaz bir neticedir. En vahim ve hazin olanı ise sahili selamete çıktıklarında nimetler hazinesi dini islamın adabıyla, ahlakıyla ve medeniyetiyle şekillenmeyen evvelki yaşantıları nasıl ise aynen bu yaşantılarını devam ettirmek arzularının kalplerini tümüyle istila etmesidir.
Peygamberimiz Muhammed (AS) şöyle buyurmuşlardır:
Bir kötülük gördüğünüzde onu elinizle men edin buna gücünüz yetmiyorsa dilinizle men edin. Buna da gücünüz yetmiyorsa kalbinizle buğzedin. Bu ise imanın en zayıf noktasıdır.
Bu hadisi şerif iman bahsindendir. Hadisi şerifte aynı hususta üç farklı şekilde belirtilen ameller Müslümanların bunlardan istediğini tercih edeceği ameller olmayıp şarta bağlı olan amellerdir. Şöyle ki; ilk zikredilen elinizle men edin emrinin Müslümandan muaf sayılabilmesi için eliyle men etmeye gücünün yetmiyor olması şartının vuku bulmuş olması gerekir. Ancak bu takdirde diliyle men etsin emriyle amel edilmesi caiz olabilecektir. Bu duruma da şayet güç yetirilemiyorsa ancak o zaman kalple buğuz edilme amelinin işlenebilmesine cevaz olabilecektir. Bu da kuldan hasıl olmazsa artık o kişinin ehli imandan olmadığı anlaşılabilecektir. Küfürde, isyanda, gaflette her türlü taşkınlık ve azgınlıkta öylesine hudutlar aşılmıştır ki herkesin duyabileceği şekilde Cenab-ı Hakkın zatı ulûhiyetine, Kur'an-ı Kerimin Mushaf ve ahkamına, Hazreti Muhammed Mustafa efendimizin yüce şahsiyetine, pak, asil ehli beytine yıldızlardan ala ashabına belki de insanlık tarihinin en garez, itham, iftira ve sövme yarışı yapılmaktadır. Bunun son örneklerinden en bilineni Şarlo hepto dergisinde ve bununla bağlantılı olan yayın organlarında yapılanlardır. Bu hususta bunu önlemeye ve engellemeye ve cezalandırmaya görevli ve yetkili kılınan devletin yargı mercilerine suç duyurusunda bulunulmuş, savcılıkça soruşturma yapılmış ve iddianame hazırlanmıştır ve ceza mahkemesinde yargılama yapılıp sanıkların mahkumiyetine karar verilmiştir. Belirtilen hukuki sürecin aşamalarının hiç birisinde muhafazakar veya İslamcı diye kendilerini tanımlayan veya öyle bilinen ilgili STKlar ve kanaat önderleri sahip oldukları TV, radyo, gazete, dergi ve internet sitelerinde söz konusu yargı sürecine dair ne hukuki süreci takip edici haber silsilesi yapmışlardır ne duruşmalara katılmışlardır ne de manşetten bir kez de olsa bile bu asrın davası denilebilecek davaya müdahil olmamışlar, sahip çıkmamışlardır. Öylesine ki gayri müslim devletlerin idarecilerinin yaşantılarına dair yaptıkları haberlerin onda biri nispetinde bile bu hususta haber yapmamışlardır. Hadisi şerifteki elinizle men edin ameline dahil olan cüzler arasında bulunan yargı süreci içerisinde bulunmayanların ne denli bedbahtlar olduğu ayrıca ümmeti Muhammed'i bu vecibeden nasıl saptırdığı izaha gerek bırakmayacak kadar alenidir. İşte sadece bu misal bile insanlara yol ve yön gösterdiği zannedilenlerin imanı hakikiden mahrum olduklarını göstermektedir. Zira bu kimseler en ufak zarara veya haksızlığa uğradıklarında her türlü adli ve idari makamlara ne denli aceleyle başvurmakta ve neticesini alıncaya kadar böylesi dünyevi işlerinin peşini bırakmamaktadırlar. Hidayet ve Tevfik ancak herkesin muhtaç olduğu hiç kimseye muhtaç olmayan Allah'tandır. 14.04.2020